Dr. Olgun Sadık

Dr. Olgun Sadık

YÜKSEKÖĞRETİMDE COVID-19 SÜRECİ NASIL FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR?

Salgının ilk yılını devirdiği 2021 yılının ilk aylarında “normalleşme” adına belirsizlikler devam etmektedir. Salgın her gün şekil değiştirmekte ve eski normale dönmenin artık mümkün olamayacağının işaretlerini vermektedir. Bu doğrultuda gerek akademisyenler gerekse de yöneticilerimiz yükseköğretimdeki “eski normal” düşünce sistemi ve pratiklerinin artık işlemeyeceğini görmelidir.

Öncelikle sorgulanması gereken yükseköğretimin işlevini yerine getirip getirmediğidir. Pragmatist bir yaklaşımla üniversite eğitimi almanın çıktısı iyi bir iş bulmaktır. Bugün ülkemizde herhangi bir üniversiteden alınan diplomanın geçerliliği ve işlerliği kamu kurumları dışında kalmamıştır. Özel sektör, yeterlilikler üzerine kurulu değerlendirme ve işe alım süreçleri geliştirmiş ve bu süreçte aldığınız diplomanın anlamı çok sınırlı yada anlamsız olmuştur. Diğer taraftan gerçek hayat ilişkisi sınırlı bir eğitim-öğretim sürecinin içinden geçen üniversite öğrencilerine girişimcilik heyecanı ve altyapısını ne kadar verebildiğimiz farklı bir sorundur. Ülkemizdeki yüzde 1’lik dilimde “çok iyi” üniversitelere dahi yerleşen öğrencilerin yeterlilikleri sorgulanır hale gelmiştir. Bu doğrultuda yeterliliklerin çıktı olarak ortaya konulabildiği bir yükseköğretim stratejisi ana hedef olmalıdır.

Öğrencilerin bu yeterliliklere sahip olarak mezun olup olmadıklarını ölçebilecek ve kanıtlar gösterebilecekleri ölçme ve değerlendirme mekanizmaları kurmak bu hedefi gerçekleştirmenin ilk aşamasıdır. Bu, yönetici ve akademisyenlerin düşünce sistemlerini değiştirmelerinde en çok direnç gösterecekleri aşama olacaktır. Bu değişim, sadece sonuca (yani geçme-kalmaya) odaklı ve sıralamaya dayalı veriler veren ölçme-değerlendirme stratejilerini terk ederek sürece ve yeterliliklere odaklı stratejiler geliştirmemizi gerektirmektedir. Öğrencilerin gerçek hayatta kullanacakları yeterlilikleri gösteren sertifikasyonlara sahip oldukları ve gerçek hayat problemlerine çözümler ürettikleri anlamlı proje ürünlerini sundukları bir kanıt gösterme sistemi geliştirilmelidir.

Bir sonraki aşama, öğrencilerin bu kanıtları ortaya koyabilecekleri öğrenme ve üretim ortamlarının tasarlanmasını ve geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu, yükseköğretimde eğitim-öğretim faaliyetlerinin nasıl olması gerektiği konusunda da düşünce sistemimizi değiştirmemizi gerektirmektedir. Öğretim elemanlarının bilgide tek referans olduğu ve etkileşimin sınıfla sınırlı olduğu öğretim merkezli bir yaklaşımın öğrencileri gerçek hayata hazırlamasını beklemek abesle iştigal etmektir. Burada ihtiyaç duyulan ve bir önceki paragrafta dile getirilen öğrencilerin yeterlik kanıtlarını ortaya koyabilecekleri problem ve proje temelli öğrenci merkezli bir yaklaşımın işe koşulmasıdır. İçeriğin tek kanaldan gelmediği, bilgide çeşitliliğin sunulduğu, öğrencilerin kendi öğrenme süreçlerini kontrol edebilecekleri ve gerçek hayat ile ilişkili anlamlı çıktıların ortaya konulduğu öğrenme ortamları tasarlanmalıdır. Yükseköğretim derhal gerçek hayat ile arasındaki boşluğu kapatmaya başlamalıdır. Bu boşluğu yeterlilik, çeşitlilik, toplumsal etki, sosyal sorumluluk, açık uçlu deneyimler gibi gerçek hayatta karşılığı olan uygulamalar dolduracaktır.

İşte bu seviyede COVID süreci fırsatlar yaratmakta ve aynı zamanda dijital dönüşüm konusunda üniversiteleri zorlamaktadır. Çünkü yükseköğretimde paradigma değişimi ancak başarılı bir dijital dönüşüm ile gerçekleştirilebilir. Yükseköğretimin amacı konusunda farklı ideolojik inançlar direnç oluştursa da; değişim zamanını geldiğini düşünen proaktif uygulamalar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle de yükseköğretimde aldıkları eğitimden tatmin olmayan öğrencilerimizin kaliteli eğitim arayışları da değişim ihtiyacının önemli bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır.

2021, Feb 15